22 Kasım 2009 Pazar

Evet evet...

Evet ve yine evet... Uzun süredir uykudaymışız bir hal var farkındayız. Hatta o kadar farkındayız ki ikimiz de kulağımızın üstüne yatıyor, birbirimize bile "bılog" demiyoruz canımız sıkılacak diye.. Ama bahsetmem gereken birşeyler var..

Yakın zamanda bizim de evimizde bir PS3 edinmiş olmamızla olaylar gelişiyor. Artık çooooooooooook uzun süredir malesef uzak kalmak zorunda olduğum oyun ortamlarına geri dönebiliyorum biraz da olsa. Hatta kendimi zorluyorum çünkü birazcık boşa vakit geçirmenin bana faydası olacağı kararına vardım. Gayet de eğleniyorum diyebilirim. Önümüz bayram, biz evde oturup oyun oynama hayalleri kuruyoruz valla.. Hem de nasıl :D Tabi ki bundan böyle bir miktar da oyunlardan bahsedeceğiz diye tahmin ediyorum. No?

İlk oyunumuzu edindik..


Little Big Planet bizi şu aralar ziyadesiyle meşgul ediyor. Hanımımla oyun oynamak pek keyifli valla. Sanırım o açıdan da ilk oyun olarak doğru bir seçim yaptık gibi. Az önce itibariyle de 3 adet daha oyun sipariş ettim onları da oynadıkça birşeyler yazarım(z) belki de... Birtakım aparatlar edinmemizle de olaylar daha eğlenceli hale gelecektir diye tahmin ediyorum... Bluetooth kulaklık falan.


Edindiğimiz ikinci oyun da senelerin süperliğinden zırnık götüremediği Worms oldu.. poorromeo'cuğumla da online oynadık. Oyundaki saçma şans eseri oluşumlarla böbürlenmek hala eğlenceli.. Garip birşey...

Biz sanırım playstation store'dan oyun alırken sıkıntılar yaşıyoruz. Sadece Amerika'dan ve sadece Visa olan kartlarla alınabiliyor gibi geldi... Saçma ama böyle.. Başka bir tecrübesi olan var mı? Yada muvaffakiyete ulaşmış başka bünyeler mesela?

Yada neler oynayalım ki? Fikri olan?

Bi de merıbaaa...

16 Ekim 2009 Cuma

Captain Kirk has taken too much *******LSD

Digg'de gördüm, pek eğlendim:

13 Ekim 2009 Salı

Sleeping in Traffic: Part 2

Merhabalar,

Evet farkındayım çok salladım blog'u. Ama lithaen'e kendimi affettirmek için özel birşey yazacağım.

İki gün önce birtakım itiraflarda bulunduk. Son iki Porcupine Tree ve Dream Theater albümünü pek de beğenmediğimizi (prog hayranları için garip mi? - göreceğiz), ve bu aralar en sevdiğimiz albümleri konuştuk. Dört grup telaffuz edildi ama eminim unuttuklarımız vardır:

Bigelf (Geçenlerde yazdım)
Karmakanic (lithaen ağırlıklı)
Hourglass(ben ağırlıklı - yakında yazacağım)

ve en iyisi sanırım: Beardfish!

Aslında yeni albümleri "Destined Solitaire" çıktı bir ay kadar önce ama ikimizin de favorisi "Sleeping in Traffic: Part 2". Orijinal, tanıdık, enerjik, eğlenceli adeta mikemmel bir albüm kendileri. Özellikle 30 dakikalık "Sleeping in Traffic Suite" müthiş. Buyrun size eğlenceli bir alıntı:



Artık benim için albümün tamamı can, ama ilk dinlediğimde "The Hunter":


ve "South of the Border" dikkatimi çekmişti:



İlk dinleyişte bile hoşa gidiyor albüm ama katman katman binlerce şey var. Ve de çok da sık görmediğimiz birşey: espri anlayışı! İlk youtube alıntısının başları örneğin. Özellikle 2:40 civarları.

Bu dallamaların iğrenç özellikleri yaşları. 2003'te ilk albümlerini çıkarmışlar ve tam olarak öğrenemedim ama sanırım şu anda 25 yoklar. Bir de yüzsüz grup psikopatı Rikard Sjöblom solo albüm çıkartmış, pislik! Albümü henüz edinemedim ama iyi gibi duruyor.
Tiplere bakına allaşkına (sarışın olan Rikard):

Kendi konserine yaş sınırından almazlar adamı. Ayrıca Guns n' Roses t-shirtüne dikkat.

Bakalım genç müzisyenlerin sıkı takipçisi Portnoy bu arkadaşlar için ne demiş (Destined Solitaire bile daha çıkmadan):
Sweden's Beardfish are my favorite "new" band with an "old" sound. Utilizing all of the classic styles and sounds of the original progessive rock bands of the 70's (mellotron, hammond organ, leslies, clean guitars, dry organic drums, etc.), these guys are making music for the folks who truly miss the classic bands that started this whole genre.
Check out their latest releases "Sleeping in Traffic - Parts 1 & 2" and you'll swear it's 1973 all over again!
Ah, bu yaz Progressive Nation'da Dream Theater ile beraber turneye çıkacaklardı ama SPV ve dolayısı ile labelları Inside Out batınca yalan oldu tabi ki, Pain of Salvation ile beraber.

Açıkçası bu yazdığımız albüm yorumlarını kimse okuyor mu bilmiyorum ama en azından sana geldi bu post lithaen, ne de olsa adamları ben sana vermeme rağmen benden önce sevmiştin :)

12 Ekim 2009 Pazartesi

Dün böyle iken bugün nasıl geçer ki?

Yüzmek en güzel spor... Bütün kaslar çalışıyor... (ığyy..)



Dün Ayvalık'ta durum böyleydi, belki merak edersiniz diye...

poorromeo bey'e kınamalarımı gönderiyorum.. :P

05 Ekim 2009 Pazartesi

Tatiller falan fıstık..

Şimdi okuyunca tatile doymayan bünyeler olduğumuzu düşünebilirsiniz belki ama ben yine bi gittim geldim... Taa 9 ay öncesinden planlanmış bir Londra seyahatimiz oldu... bkz...

pwnd!

Burada delicesine yedik içtik valla.. bkz...

kalori hesabı?

Hatta gide gide 9 ay önceki gazla bi Coldplay konserine gittik, iddia edilenlerin aksine çok sıkıcıydı, gitmez olaydık.. bkz...

bütçe var da içerik mıy mıy be kardeşim...

Bunların dışında zaten neredeyse tube'dan çıkamadık.. bkz...


Ama bitemedi, ne arkadaşlarımıza ne de Londra ortamlarına doyamadık.. Hanımım dönmek istemedi, geri getirtmek için kandırmak zorunda kaldım... Ev-araba ve at vaad ettim.. Velhasıl döndük ama...

Ben daha önce bi kere gittimdi ve neredeyse tiksindimdi. Ama şimdi iş icaplı gitmiş olmanın verdiği bi pisikoloci olsa gerek diyorum.. Şu gidişimizde baya enteresan şey bulduk görecek.. bkz...

Bi de Forbidden Planet vardı ki bilen bilir abbbavvvvv diyorum sadece... Zamanında poorromeo'da oraya uğradığında şaşırdığı şeyin aynısına şaşırmışım bende.. Kitapçıdaki "Dünya klasikleri", "Tarih" gibi bölümler yerine "Paranormal Romance" vardı ki öhenh... Gitmediyseniz gidin, gidince Tottenham Court'ta/Southwark'da inin kime sorsanız gösterir(meyebilir ama olsun siz sorun İngilizce pratik olsun...)

Oradan bir de dönüp Frankfurt'a uçtum, Fuar'ın son günlerini gezmeye... Yorgun gelip aynı gün uçtuğum için az kalsın pasaportsuz uçağa binecektim ki sağolsun Kontuardaki arkadaşlar bilet vermediler de pasaportu son anda yetiştirtmek gibi heyecansıl bir aktiviteye koşabildim.

Ama fuar fena değildi bkz...


Daha da bakmak isterseniz şuraya da kodum, bakın bakıştırın.... Jant'a doyacaksınız tabi ama naaparsın, mesleki gezi...

Yaa yaa...

20 Eylül 2009 Pazar

Y: The Last Man

Merhaba,

Blogda çizgi romanlarda pek bahsetmediğimizi farkettim (lithaenin baştaki constantine gazı, Corinthian ve Blade of the Immortal'ı saymazsak).
Çok yeni olmamalarına rağmen son zamanlarda en sevdiğim iki yazar Constantine ve Lucifer(Sandman çıkışlı) ile tanıdığımız Mike Carey ve Brian K. Vaughan. Farkettim ki sandman, lucifer falan da yazmak lazım bir ara...


Brian K. Vaughan'ın Pride of Baghdad'ı (Bağdat Aslanları) gözünüze çarpmış olabilir, ama ben daha çok sevdiğim Y: The Last Man hakkında yazacağım.
Konu özetle şu, belirli olmayan bir sebeple dünyada Y kromozomu taşıyan her canlı aynı anda ölür. Dalga geçmiyorum. Aynı anda. Hepsi.

Aslında tam olarak hepsi değil zira geeklerin efendisi, kaçış ustası ve amatör ilüzyonist Yorick Brown ve evcil şempanzesi Ampersand hayatta kalırlar. Yorick olay olduğunda Avustralyada olan ve evlenme teklif etmek üzere olduğu sevgilisine ulaşmaya çalışır, hastalığın sebebini araştıran bir ekip Yorick'e, İsrailli asker kadınlar kendilerine ters bakan herkese sardırırlar.

Birtakım önemli karakterleri anlatabilirim ama spoiler vermek istemiyorum. Hikaye kulağa geldiğinden çok daha başarılı kurgulanıp sunulmuş (bu yüzden yazar olan ben değilim)


Alışkanlığım olduğu üzere seri bence ciltler halinde var ve bir sene kadar önce 10. ciltte tamamlandı, ilgilenenlere buldukları yerde okumalarını tavsiye edebilirim, sevmeyen tanıdıklarım da var ama belki sizin de içinizdeki geek Yorick'e arkadaş gözü ile bakmaya başlar. Filmini de yapıyolarmış zaten. Pek hastası olmadığım Shia LaBeouf Yorick olacak diyorlar.



Nedense resimler biraz bulanıklaştı ama üzerine basınca büyüğü gözüküyormuş...

Literatür ve geeksel herşeye süper referanslar var, benim en sevdiklerimden birine bir örnek, konuşma Yorick ile gizlice bindiği "The Whale" adındaki şilebin kaptanı (kadın olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım) arasında geçiyor:


Yorick: Whoa, You were an English major too? Is that why you renamed your ship The Whale? After Moby Dick?

Kilina:Nah, Moby Dick is a little turgid for my tastes. Besides Ahab's boat is The Pequod isn't it? The Whale is the name of the ship that takes Malachi Constant to Mars in Sirns of Titan.
Yorick: ... Will you marry me?


Kurt Vonnegut da yazmak lazım.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Niyet

Aslında sıkılıyorum bunu yazarken ama...

Şimdi Milliyet'teki şu habere bakacak olursanız...

Neden hemen yanındaki resimlerden daha açıklayıcı olanı değil de bu seçilmiş diye düşünüyor insan... Niyet hep niyet...

İşyerinde websense ile blokajlının tek eğlencesi Milliyet/Hürriyet valla…